Mekân-insan-anlam ilişkisinin önemi
Mekanınızı tasarlarken dikkat edin, hayatınızı tasarlıyor olabilirsiniz !
Doğru kurulduğunda, insanla mekan arasındaki ilişki sihirli. İnsanların mekanları dönüştürdüğü kadar mekanların da insanları dönüştürme gücü var.
Mekân-insan-anlam ilişkisini incelerken, yaşam alanlarının daha soyut ve felsefi yönünün de düşünülmesi gerekli. Mekanın insandan etkilendiği kadar, insan da mekan sayesinde gelişiyor, dönüşüyor. Yaşam alanlarının kendilerine has enerjisi ve bu enerjinin bireylere yansıması o kadar kuvvetli ki insanın bakış açısını, yaratıcılığını hatta yaşama biçimini bile değiştirebiliyor.
Ev sahibi ile özdeşleşen ve iç dünyasını yansıtacak şekilde dekore edilen evlerde mekan–insan–anlam bağı kurulduğunda içinde yaşayanların kendilerini daha mutlu hissettikleri yaşam alanları oluşuyor.
Enerjimizi, düşüncelerimizi ve davranışlarımızı etkileyen, etrafımızdaki fiziksel atmosferi iyileştirmek, hayat kalitemizin, verimliliğimizin, huzurumuzun artmasını sağlıyor.
Çevresel psikoloji, organik mimarlık, ve biyofilik tasarım ile benzer şekilde mekanları doğayla yakın ve uyumlu hale getirmenin çözümlerini sunan Feng Shui çalışmaları ile desteklenen profesyonel iç mimari uygulamaları sonucunda mekanda kişinin hem duygusal hem de fonksiyonel ihtiyaçları maksimum düzeyde karşılanıyor. Bu sebeple tasarım yapılırken ev sahiplerinin fonksiyonel ihtiyaçlarının yanında duygusal beklentilerinin de esas alındığı mekanlarda, yaşayanların kendilerini çok daha iyi hissettiklerini ve yaşam kalitelerinin arttığını yıllardır gözlemliyorum.
Yaşam alanlarına, objelerle, yazılarla, sanat eserleriyle, yaratılmak istenen yaşamın kodları işlenmeye başlandığında ise, hayatlarda meydana gelen değişim çok dikkat çekici. Çünkü dekorasyon, insanın anlam dünyasını ifade eden tinsel katmanın madde ile somutlanması aslında.
Ev sahibini mutlu eden, gönlünden geçen hayallerinin sembolleri, eve iç mimari diliyle kodlandığında yaşam alanı, kişinin düşlediği gerçekliği yaratması için alan tutan bir kozaya dönüşüyor adeta. Bazen bir görsel, bir renk, bir desen, bir sanat eseri veya bir malzeme, bir düşün en büyük simgesi haline gelebiliyor.
Atom altı parçacıklarının davranışlarını inceleyen çift yarık deneyinde ispatlandığı gibi, gözlem eyleminin varlığı parçacıkların hareketini etkiliyor. Bu, bilincimizin somut gerçekliğimizi değiştirebileceği anlamına geliyor. İçinde bulunduğumuz mekanda etrafımızda gördüklerimiz aracılığıyla odaklandığımız düşüncelerimiz hayatımızı etkiliyor.
Bir mekanı tasarlamanın önemi ve sorumluluğu, göründüğünden çok daha büyük. Çünkü tasarlanan, her şeyden öte bir insanın hayalindeki yaşam haline geliyor.
